17 Mayıs 2021 Pazartesi

                    



                    NE İDİN?

                    NE OLDUN?

          

Gün içinde kaç farklı duygu yaşıyorsun.

Story'e atacağın yemek çeşidini listeler gibi listele.....

Getir'e sipariş vereceklerine seçer gibi.... 

Pandemi bitince yapacaklarını yazar gibi yaz....

Özenle yaz..

Umutla yaz...

Mutlulukla, içten yaz...

Kaç duygu yaşıyorsun, mutluluk nedir diye unuttuğun ruh hafızanda?..

'Duygulanım' de istersen buna, istersen  'duygularım'...

Duygulanım halin, yaşamın kaç hali?...

Nefret ettiğin Kimya'da maddenin hallerini yazdığın ve faydasını göreceğine inandığın gibi yaz...

Uzun uzun, formüllerce yaz...

Acı hali, katı hal sanki...

Heyecan hali, sıvı hali...

Mutluluk, gaz hali gibi şu sıralar...

Hangi hal iyilik hali?..


Müge Anlı reklam arası vermişte, yetişmeye çalışıyormuşsun gibi aceleyle değil;

'Masumlar Apartmanı' uzunluğunda, uzun uzadıya yaz...

Sen de haklısın, iki saat bir diziye sabretmek; kendi duygularına sabretmekten daha kolay değil mi?

Gel baştan başlayalım;

Önce sabah hisettiğin duyguyu yaz..

Hangi duyguyla uyandın?

Hangi kalp çarpıntısıyla?

Hangi can sıkıntısıyla?...

Hangi kabusla?...

Kova nı toprağa boşaltır gibi, akan suya anlatır gibi yaz..


Hangi sevinçle,

Hangi coşkuyla,

Hangi sevgiyle,

Hangi istekle uyandın?...

Dondurma parasını cebine koyup bakkala koşan çocuk mutluluğuyla yaz...

O hatıranı unutalı çok mu oldu?

O halde markette 5 değil de 10  tane elmayı poşetine koyabilen bir baba sevinciyle yaz...

Öğlen vakti ne geçti ruhundan, kalbin neyin kokusuna yandı...

Koşmak isterken, uçabilecekken, sırtın hangi duvara dayandı..

İkindi vakti devrilince üstüne güneş, hangi duygunun altında kaldı ruhun...

Huzurun 'H'si iki ayağını birden koyabildi mi göğsüne... (Sakinleş ) diyebildi mi... (Relaks) diyebildi mi

Ve sen de düşündün mü, her şeyi düşünmeyi kendine yük ettiğin gibi; 'relaks' mı 'relax' mı diye...

Bir yudum çay alıp ağzına, dudakların yeme içmeyle meşgul olduğu için zihnin konuşmaya hasret kalıp 'Of' ladı mı (her şey oluruna varır) diye....

O  zaman bunca dert sıkıntı ve koşturmanın anlamı ne?

Haydi yaz...

Rüzgarı tenine değince baharın, ilk mi son mu olduğu anlayabiliyorken, şimdi kalbindeki baharı tanıyamıyor olmanın hissini yaz...

Hangi ümidi unuttun en son..

Hangi iyiyi sildin listeden....

Hangi smile' yi 😊 atarken, hangi gülümsemeyi bıraktın derinlerinde...

Yokla artık kendini!..

Uzattıkça uzattım sen yoklayasın diye...


Ve hala kendini getirmediyse seni, hiç olmadığı kadar pandemide bakmak zorunda kaldığın aynalar...

İstediğin kadar deniz fotoğrafında yüz,

İstediğin kadar çiçek fotoğrafı kokla,

İstediğin kadar kahve fotoğrafı iç,

Zaman susar, mekan susar, kahkaha attıran insanlar susar...

Ve hadiseler konuşmaya başlar..

Ben sormasam,

Sen kendine sormasan, hadiseler sorar!


Buraya kadar okumaya tahammül edebildiğine göre bir gülümsemeyi hak ettin demektir.

Kaç duygu hissedersen hisset, sana en çok yakışan duyguyu bulamadığın sürece hep arayışta olacaksın!

Neden olduğunu bilmeden, göçmen kuş gibi havada kalacaksın...

En yakışanı bulmak için nutella sürdüğün ekmeğini yerken düşün aynı zamanda

-Ne yapmalıyım bana en iyi gelen  duyguyu bulabilmek için?

Ve çocukken acıktığın  zaman nutellalı ekmek istemek için annene koştuğun coşkuyla 

Dön Yaradana...

Aç kalbini göğe ve de ki

-Ne tohumu varsa gönlümde bana ait yetişmesini istediğin, Çiçeklerini büyütmek için güneşine ve suyuna ihtiyacım var.

Nasib Eyle....


Amin.




Nazlı AKKAYA







 

13 Temmuz 2020 Pazartesi


                        Uyku ile uyanıklık arasında kalmış gözlerle bakıyorum hayata.. Sunulanın görebildiğim kadarını görüp, seçebildiğim kadarını yaşıyorum. Bana ait olmayan hayatlardan geçiyorum bir bir… Tarla nasırı bilmeyen fakat topuklu ayakkabı nasırı görmüş ayaklarımla.
         Şehirliyim yani anlayacağın. Elimi domates fidesine sürmedim ama, iyi domates seçiyorum manavdan. Bir horozun ötüşünü duymadım, görmediğim gibi bir çobanın sürüsüyle tepelerden dönüşünü. Komşularımla imece de yapmadım ama; uyumlandım iphone la  , konumlandım instagramla, durumlandım whatsappla!!
         Burnu akan gözü yıldızlı çocuk arkadaşlarım olmadı. Taş sokaklara konuşlanıp çetik ören teyzelerin azarlarıyla büyümedim ben. Buna rağmen en çok sevdiğim dizi yeşil denizdi. Macgyver Süleyman ın  tamir ettiği motorun sesini, hafize teyzenin hiç bilemeyeceğim kokusunu özlüyorum. Alt tarafı bir dizi diyor spinoza mantığım.
        Oysa nasıl da yanılıyorum. Bana benzemeyen ama oldurmaya uğraştığım hayatlarla, pamuk ipliği garantisinde ilişkiler yaşıyorum. Uyku ile uyanıklık arası ne de güzel yaşıyorum. Varmış gibi yapıyorum..En çokta ‘sanıyorum'..
       Neden quantum u alır da insan, insanlığı bırakır, anlamaya bile uğraşmıyorum.İkisini bir kaseden içmek fikrini bile taşımıyorum. Olması gerekenle olan arasında ,bir külah dondurmayla serinleme konforu istiyorum en cornettinden..
         Belki bu yüzdendir ki, lugatimden ve yüreğimden sileceğim kelimelere usulca yaklaşıyorum. Sessizce yapıyorum bu işi. Ne onlar hissetsin ne ben çıkardığımı…Ses etmeden köşesinden süzülüp ruhumun kapısını açıveriyorum. Önce     ‘kendim gibi’ kelimesi çıkıyor, ardından ‘insan gibi’ ….
            Sonra peşpeşe dağılıveriyorlar sevme’lerim, keşke'lerim, hüzün’lerim, güzel görmeler'im sabr’etmelerim…  Derken 'merhametim' kaçıyor.Kapıyı tutayım derken; vicdan’ım kaçıyor ardından.  Neden açtım bu kapıyı?!!   ‘Ahhh….’. Olmayan vicdanımın yuvası sızlıyor..  Kimselerden yardım gelmeyeceğini biliyorum..  Aklım işliyor..
           Alıyorum başımı iki elimin arasına; oturuyorum. Saatler , günler, haftalar geçiyor. Elimin üstünde  bir minik el hissediyorum. Yeni yetme ümidim çekiştiriyor serçe parmağımdan..   Uykudan yeni uyanmış gözlerimi sile sile arkasından yürüyorum.. Black Mırror'un yeni sezonunu izlemek üzere evin yolunu tutuyorum..                                             
     
Nazlı AKKAYA  

10 Temmuz 2020 Cuma

                   

                                                      BAYRAMIN OLSUN       
           

                                          Anlam mı arıyosun,
                              Gözyaşıma bak..
                              Söyleyemediklerimi söylesin,
                              Sessiz sessiz..
                              Kendine pay biçerek mutlu oluyorsun,,
                              Bayramın olsun..





                             Su mu çıkarmak istiyorsun yüz yıllık kuyudan,
                             Yusuf tan başka bir şey bulmak mümkün mü?
                             Madem Züleyha değilsin 
                             Neden derinlere bakıyorsun?
                             Öldürmeyi seviyorsun, 
                             Bayramın olsun..





                             Duracak mı sanıyorsun
                             Dağlardan akan coşkun suları,
                             Çevir hadi geriye
                             Çevirebiliyor musun? 
                             İçten içe seviniyorsun,
                             Ölümüne seviliyorsun.. 
                             Adın Leyla değil sadece; biliyorsun,
                             Bayramın olsun...





                              Kutuplarda üşüyorsun,
                              Çölde yanıyorsun..
                              Örse konulup dövülünce 
                              Aşık ses etmez biliyorsun..
                              Ferhat  olayım, dağları deleyim istiyorsun,
                              Gönlümün dağları eridi,
                              Bayramın olsun...



                            

                                          Nazlı AKKAYA
                       
                       HER ZAMAN KAZANIR MI İNSAN?

İllede fayda sağlamalı insan..
İlle de bir şeyler kazanmalı..
Yoksa neden yapsın ki?
Neden istesin?
Neden işlesin?
En önemli şey kendisi değil mi en sonunda?..
En sonunda kendi isteği, kendi istediği değil mi kendine kalan?..
Her zaman mı böyle? Her zaman mı kazanır insan?..
En iyide, en kötüde, en zorda, en doluda, en boşta, en doğruda, en yanlışta..
Ya yanlışta?..Hep yanlışta, çok yanlışta, ısrarla yanlışta...
Yanlış duyguda, yanlış anlayışta, yanlış davranışta?..
Yanlış insanla karşılaşmada, hayatına alışta, değer verip alışmakta, kusurları görmeyip hayran oluşta..
Sevmelere doyamayışta,şımarmalarda, sevinçle coşmalarda, bulutlarda uçmalarda..Hep mi öğrenir insan?..
Ya ihanete uğrayışta?..
Yanılmalar üst üste gelince kaçamayıp, olduğun hayatta kısılmışlıkta..
Baş aşağı savruluşlarda..
Ayağa kalkamayıp kalakalmışlıklarda..Hep mi öğrenir insan?..
Sonra aldanışın en kutsalı; KİN TUTMALARDA!!.. Hep mi kazanır insan?
Güven kayıp, his kayıp, zaman kayıp..Kayıplarda kazanır mı insan?
Ya sonra?.. Ardından gelen nehir akıntısı gibi durdurulamaz duygularda...
Acıya alışıp kalan, yanılmalarda..
KİN TUTMALARDA mesela..En çokta kin tutmalarda..Ve illaki kin tutmalarda kazanır mı insan?..
Acının ballı lokması olan; kin...
Lezzeti insanın ciğerine dolan; kin..
Duman duman nefret tütsüleyen; kin..
İnsanın aklına bu durumda gelen; tek şey oluyor kin..
Ruh arınır mı esaretten kin tutmadan?..
Temizlenebilir mi?..Kendini sevebilir mi insan?..
Kin tutmadan yaşayabilir mi insan özünde?..Özüyle gülüşüp konuşabilir mi tekrardan..
Hadi şimdi söyle kin;
Bundan sonra tüm sevmeklerde, her merhamette, her (biz)likte, her (senin için)de, her gurbette, her uzlette, her kördüğüm sevgilerde, her anlamlı histe, koyunun,  yavrusunu kokladığı nefeste,  serçenin yavrusuna her kurtçuk götürüşünde..
Sevmelerde..gurbette..uzlette..kördüğümde..anlamlı histe..yavrusunu koklama izinde..koklama..kokla..kok..k..
...
Ne diyorum?.. Neler düşünüyorum?..
Çok şükür fısıltıyla söylüyorum..
Korkuyorum..Ne ben duymalıyım..ne de başkası..ÇÜNKÜ ben kim olduğumu biliyorum..
Şunu da biliyorum ki, hissettiğim her kin taneciği, her sevgiyi zehire çevirir, tekrar en başa döndürür beni..Kaygımı artırır, güven duygumu yer bitirir..
Hayatımı anlamsızlaştırır, çünkü sevme duygumu alır benden!..Bir kuzuyu, bir serçeyi, bir çiçeği, bir bebeği..Elleri kirli bir çocuğu sevmeyi alır..
Umudu alır,
Hayallerimi alır, 
Düşük ihtimallerin sıcak hissettiren varlığını alır,
Heyecanlarımı, kalp atışlarımdaki hızı alır,
Varlığına inandığım efsanelerimi, Narnıa daki yeleleri hayallerime savrulan aslanımı alır..
Bilmemekliğimi, Ay'ı  dede sanmaklığımı alır, çocuksu saflığımı alır..
Merakımı alır, sürprizlerimi, sürprizlenmelerimi alır..
Kin, toprağımda büyüyen renklerimi alır..
(Ben)i alır benden..
Nasıl severim bir kediyi, bir yağmuru,soğukta dondurma yemeyi özlemekliğimi alır..sokakta çalan kemana nasıl tempo tutarım, nasıl beslerim ruhumu..Okuduğum kitaplarda anlatılan inancı alır benden..İnanmayı alır.. Ettiğim duaları alır..Kalbimde sakladığım ince sevdayı alır..Ben'i alır..Ben'i ben yapanları alır..
Yeniden kalkışlarımı, gayret yüklü düşüncelerimi alır;
'Başlamak' aşkımı,  'yenilenmek' sevdamı alır..
İnsan olmayı, 'ol'mayı alır..
Arkadaşlığımı, dost oluşumu, can olup, can buluşumu alır...
Suyun serinliğini , rüzgarın ferahlatıcılığını, güneşin sıcağını, yağmurun ağırlığını hissedişimde beni ben yapanı; FARKINDALIĞIMI alır..
Konsantre hayatımı, sulandırıp koyar önüme; 'yaşa ' der gibi iğreti bir bilgelikle..
Amaçsız, sebepsiz anlamsız ilişkilere sarar yumağımı...
Belirsizlik aynasını tutar yüzüme 'sen busun' diye..
Ne cismimi görebildiğim,  ne iç çekmelerimi duyabildiğim bir yer değil, beni bırakıp gideceği yer..
Pişmanlıklarımı koynuma basıp, hatalarımla selamlaştığım ama uzaktan bakıştığım bir yerde olmayı beklerken; salıverir beni bir öfke denizine.. Ne küreğim,  ne dümenim, ne yelkenim..Hiç birini bırakmadan yanıma, el sallar kıyıdan bana..
Her zaman kazanır mı insan?..
Bilmiyorum..
Bildiğim şey ; her şeyi çok ince bir çizgide yaşıyorum!!
Kazanma ve kaybetme çizgisinde hiç durmadan yürüyorum..



 Nazlı AKKAYA



8 Temmuz 2020 Çarşamba

     








        Ölgü ile döngü arasında kaldı aklım,
        Ayaklarım sarı saman balyalarında.
        Ruhumsa ılık rüzgarın, uğuldayan kokusunda kaldı.
        Kuzular meledikçe, kahkahayla gülüşün kaldı.
        Bir mısır goncunu yüzüne çala çala yiyişin...
        Ama hiç düşünmemiştin, nereye bu gidişin?
        Aklımda , herşeyden habersiz  mavi gözlerin kaldı
.
        Ya olmalıydı bu uçurtma, 
         ya olmalıydı; senin için.
         Annenin elindeki nasır yırtardı onu,
        Ha dikendi annenin elleri;
        ya da sözleri şurup gibi zehir.
        Aklımda annenin, acı şefkati kaldı
.
        Küçük, sarı saçlı, çilli kız..
        Aklımda sarı saçlarını iki tarafa ayırıp,
        iki örgü yapman kaldı.
        Örgülerin biri baban , diğeri  annendi sanki,
        Ayrı ayrı, birbirinden uzak..
        Baban savaşın sıcağında,
        Annen tarlanın tam orta ayazında kaldı.
        Baban ölgü de , annen döngü de kaldı .
        Söyle küçük kız, sana ne kaldı?

         Nazlı AKKAYA

        

                                  KENDİME BİR DOĞUM GÜNÜ YAZISI

            Annemin bir lafı vardı;  'yaptığın banaysa, öğrendiğin  kendine'..   'Ögrenme' kelimesine, hem bir ömür verebilecek kadar yakın,hem de; arkama bakmadan kaçabilecek kadar nasıl uzak kalabildiğime hayret ederim hala..😊Neyi öğrendiğimin ,neden öğrendiğimin önemi bir kenara itilmiş, hatta kakılmış; sadece öğrenmenin üstüne mum dikilmiş bir zihin formatı.


       Oysa, en nihayetinde  patlıcandan kaç çeşit yemek yapılacağını bilmekte bir bilme çeşidi; pinterestte gördüğün bir resmi hd çözünürlükte bloğuna yerleştirmeyi bilmekte..Annem, öğrenmenin önemini beynime kazımıştı adeta, lakin ;neyi ,neden öğrenmem gerektiğini;  geçte olsa, hayat öğretti..😕

      Kimya laboratuvarı, ilahiyat fakültesi, felsefe, sosyoloji derken,  tek hedefi edebiyat olan, fakat bindiği otobüs fakültenin kapısından bile geçmeyen ben; şimdi yaşam koçu olmuştum.Hem şiir seven, hem kimya bilen,32 farzı saniyede 100 km hızla sayıveren ,hem felsefeci, hem şakacı illaki bol sertifikalı, çok okumalı, az uyumalı  bir yaşam koçu..çok havalı..😎 
         
      Ama herkes benim kadar şanslı değildi eminim..Bir kere düşünmeli insan öyle ya; patlıcanın çeşidi miydi bilmeyi istediğim, yoksa pinteresgillerin ahvali mi?  Mavi mi, kırmızı mı?  Kararlılık mı, kararsızlık mı? Sabır mı,sabırsızlık mı? Macera mı ,dinginlik mi? Az mı,çok mu? Bu mu, şu mu?
     
      5 Dakikalık teşekkür konuşmasına bile, giriş-gelişme-sonuç cümleleri hazırlarken, ihtimal 80 yıl yaşayacağım koca bir ömür için, giriş cümlesi bile yazmamıştım.😔
      
     oysa  hayat...
     iyi ki,  hayat...

      ' Bak KOÇ' UM  ' dedi. 'Benimle yapacağın yolculuğunda, seninl alakası olmayan , seni hedefine ulaştırmayan bilme'ler; dibi delik altın kesesi gibi, ömrünün içinden tek tek alır altın zamanlarını.Bir bakarsın ki boşalmış kesenin içi. Ve günün birinde çok beğendiğin bir gökkuşağı gördüğünde, altının yetmez tüm renklerini almaya..' 

      'Öyleyse' dedim kendime,  'nedir seni sen yapan?'  Seni cezbeden? Sormakla başla!..Seni anlatan, havan, kokun, rengin, müziğin..Nedir değerlin?..Nedir önemsizin?.. 

      Üç kocaman altının varken kesende, sabır, sağlık ve zaman elindeyken; giriş cümlelerini yaz hadi!..Ve hayatının kompozisyonunu oluştur..😉Hangisi ilgini çekiyor? patlıcanın köz kokusu mu, pinterest çılgınlığı mı?İkisi de güzel, ikisi de mühim..peki ya sen hangisisin?..

      Ne güzel söylemiş Ahmet Hamdi Tanpınar: 'Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında.' herşeyi bildim, hepsini yaptım, ne güzel çattım derken; kalıverirsin mandal gibi kendi hayatının dışında.

    Bir de bakmışsın  başkalarının,  sana altın tepsilerde sunduğu yenigelin dizaynlı, çikolata kahve ikilisi tadında hayatı yaşarken buluvermişsin kendini..Ya da agnostik mi, gnostik mi diye sorgularken bir yanın, diğer yanın kırmızı kamp sandalyesinde çekirdek çitleyen bir ömür döndüsünde bulur kendini..

       Kim sırtlasa böyle bir bilmekliği; altında kalır.
       Ve kim ki sırtlandı; altında kaldı.
       Çünkü hiçbir şey bilmemek kadar,
       Büsbütün her şeyi bilmek ruhunu, insan kaldıramadı..

       Günün birinde, metaforlara olan hayranlığınla başlattığın meraklı hayat yolculuğunu, elinde bir paket kavrulmuş kabak çekirdeğiyle bitirmek istemiyorsan şunları yapmalısın:

       --Kimsin?
       --Ne istiyorsun?
       --Neden istiyorsun?
       --Nasıl bir yol izlemelisin?
           .......

         Bak, uçları ösym nin sordukları kadar açık bile değil bu soruların😊Çok basit..Çok yalın..Ve hedefine çok yakın..gencim diyenlere kolay gelsin!! Benden geçti diyenler; kabak çekirdekleri kamp sandalyelerinin hemen yanında.


       Nazlı AKKAYA
      


7 Temmuz 2020 Salı

Büyüttü kız sevgisini,
Sabırla suladı,
Güneşte ısıttı,
Yeşertti..
Söyleyemedi,
paylaşamadı.
Ama koskoca gölgelik yaptı..
Zaten görse de o kadar severdi,
Göremedi; aynı sevdi...
                              Nazlı AKKAYA